Altın Cariye Safiye/Kitap Yorumu

   


Altın ihtişam demekti. Kendi seçmişti bu kumaşı. Görünce içinde bir şeyler kıpırdanmış, Venedik'teki altın varaklarla kaplı salonlar gelmişti aklına. İhtişamın bir parçası değil, ta kendisi olmalıydı Safiye. Daha çocuk denecek yaşta içine sürüklendiği karanlığın izleri ancak bu rengin ışıltıları silebilirdi.


Yazar: Demet Altınyeleklioğlu
Sayfa Sayısı: 834
Yayınevi: Artemis Yayınları
Demet Altınyeleklioğlu'nun Osmanlı sultanlarını konu eden romanlarının bir diğer kitabı Altın Cariye Safiye. Kitap Safiye'nin önceki hayatından yani Sofia Baffo iken değil satılmak için kaçırıldığı zamanlardan başlıyor. Altın Cariye Safiye kitabı Safiye ve Nurbanu arasında paylaştırılmış gibi ki bu Cariyenin Gelini Nurbanu kitabının devamını okumak açısından güzeldi. Anlatım tarzı, hikayesi, ilerleyişi ve Safiye'yi anlatmada verdiği detaylar bakımından yerli yerindeydi. Kolay okunan akıcı bir kitap ama ben ders çalışmak zorunda olduğumdan sık sık ara verdim ve bu yüzden geç bitirdim. Okumaktan keyif aldığım Sofia Baffo'nun ve Safiye Sultan'nın iç dünyası, hırsı, özlemi, aşkı, çaresizliği incelikle işlenerek anlatılmış bir kitaptı okumanızı öneririm.

Kitabın konusuna gelecek olursam, Nurbanu Ⅱ.Selim'in saltanatına ve tahtına oğlu Ⅲ. Murad gölge olmasın diye Murad'ı zevk ve sefa ile bu düşüncelerden, kışkırtmalardan uzak tutmak ister. Bunun için de oğluna sürekli birbirinden güzel cariyeler hazırlar. Ⅱ.Selim ölüp taht Murad'a kalınca Murad halâ şehzade olduğu günlerdeki gibi saltanat yerine keyfi ve cariyeleriyle meşguldür. İpleri Sokullu Paşa'nın eline vermek istemeyen Nurbanu, Murad'ın bu halinden hiç memnun değildir.
Harem dedikoduları yayılırken Nurbanu buna bir son vermek ister. Oğlunun haremini dağıtıp Osmanlının gelecekteki sultan gelinini aramaya koyulur. İşte o zamanlar bol bol altınlarla altın saçlı Sofia Baffo'yu cariye olarak yanına alır.

Safiye uzun bir süre Valide Nurbanu Sultan'ın yanında her şeyi öğrenmesi için eğitilir. Dininden, dilinden, kendinden vazgeçmesi beklenir Sofia'dan. Sık sık ikilem arasında kalan Sofia, içten içe kendisini bu duruma sokan Nurbanu'ya diş biler ve Nurbanu aslında kendine tehlikeli bir rakip yaratmış olur. İlkin bunu sezse de kendi gücünden çok emin olduğu için pek aldırmaz.


Sofia Safiye olduktan sonra Nurbanu güzeller güzeli Safiye'yi Murad'a sunar. Safiye büyük yardımlarla ve dillere destan güzelliğiyle Sultan Murad'ın gönlüne girer.


Gün geçtikçe haremde güçlenen Safiye'nin yükselişi Nurbanu için tehdittir ve ondan kurtulmak için her yolu dener fakat boynuz kulağı çoktan geçmiştir. Bu kısımlarda bol bol Safiye ve Nurbanu'yu karşı karşıya görüyoruz.

Safiye artık Sultan olmak istediğinde gözünü kırpmadan kuzeni Valide Nurbanu Sultan'dan vazgeçer. Sofia artık o çok özendiği Valide Nurbanu Sultan'ın yerinde ve yeni mücadeleler içindedir.


"Hasretle yaşamak, her gün, her seste, her renkte, her kokuda, her notada toprağını, suyunu hatırlamak bin kere ölmek demekti." (Sayfa 45)

"Mezarlar görmesini bilene çok şey öğretir." (Sayfa 163)

Haset ve Rekabet/Kitap Yorumu

                                         

Haset aslında gizli bir hasret olabilir mi? Haset ve rekabet sadece keskin ve yıkıcı yönleriyle mi yaşanır? Yoksa rekabet ivme kazandıran bir duygulanıma haset ise ilham kaynağına dönüşebilir mi?


     Yazar: Leyla Navaro
Sayfa Sayısı: 151
Yayınevi: Remzi kitabevi
                                                         
Psikolog Leyla Navaro'yu youtube'da rastladığım TEDx konuşmasıyla tanıdım. Konuşmanın konusu haset ve kıskançlıktı. Kendi deneyimlerini de içine katarak harika bir konuşma hazırlamış. Hakkında biraz araştırma yaptığımda kitaplar yazdığını gördüm, hemen haset ve rekabet kitabını edindim. Anlattıkları o kadar bilgilendiriciydi ki biraz daha bu konu hakkında onu dinlemek/okumak istedim. Video linkini bırakacağım onu da izlemenizi öneririm.

Gelelim kitaba, yazar kitabını akademik cümlelere boğmadan akıcı bir anlatımla kaleme almış, böylece herkesin anlayabileceği bir kitap ortaya çıkmış. Kitap kendi içinde birçok başlığa ayrılıyor ve bu başlıklar kıskançlık, haset, rekabet duygularının üzerinde duruyor. Bu duyguları tanımlama, anlama kendimiz için en doğru şekilde dönüştürebilme gibi konuları içeriyor.

"Ruhumuza tutkuyla pençe atan çetin bir duygudur haset; sahip olunmayan ya da sahip olunmadığı sanılan (güzellik, başarı, zenginlik, ilişki vb.) bir özelliğin bir başkasında görülüp tutkulu bir şekilde arzu edilmesidir."

"Hasete kıyasla kıskançlık, var olanı kaybetme korkusudur."

"Haset yaşandığında umut henüz kaybolmamıştır, çünkü haset kişinin kendini algıladığı gözden düşmüş duruma teslim olmadığının göstergesidir."

"Neden kimi kişiye haset ederiz de kimisine etmeyiz? Çünkü haset edilen kişi aslında gelişimimizin, tamamlanması gereken yönlerini simgelemektedir."

Kitabın içinde bir de günlük hayattan haset ve rekabet konusunda herkesin başından geçen/geçebilecek hikayelere de yer verilmiş. Ben daha çok bu kısımlarda kendimi gördüm. Öğrendiklerimin yanında bir de kendi hakkımda bazı şeyleri fark edip bunları kabul etme özgürlüğüne de eriştim. Eğer öz eleştiri yapabilen biriyseniz bu kitabın size katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bir ders kitabı gibi sürekli not tuta tuta okudum.

Bu bakımdan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum ve herkese tavsiye ediyorum.

"Haz ve keyif alabilme, şükran duygusunun temelini oluşturur. Şükran duygusu da hayata ve insanlara karşı güven duygusunun gelişmesine yardımcı olur." 

"İstek ve arzularını hayata geçirebilen anneler, kızlarının da bunu başarmadaki yolunu açar."


"Duygular bizi iyi ya da kötü insan yapmaz sadece insan yapar. Duygularımızı tanımlayıp farkındalığımızı arttırdıkça, duygularımızın esiri olmaktansa, onları denetlemeyi, enerjilerini kendi yararımıza kullanmayı öğreniriz."

                                                                
                                                               

TEDx konuşması:

https://youtu.be/lWNQ_h6cjfM


Cariyenin Gelini Nurbanu/Kitap Yorumu

                 

Tarih benim için ne der, umrumda değil. Tarih, kalem kimin elindeyse onun hikayesini anlatır. Bugün kahraman ilan ettiğini yarın lanetler. Hain diye damgaladığına, yarın bir bakarsın alkış tutar. Osmanlı'nın benim hakkımda vereceği hüküm de umrumda değil. Venedik'in dediği de,diyeceği de. Ben bahtımın çizdiği yolda yürüdüm. Başka çarem vardı da yapmadım mı, başka yolum vardı da yürümedim mi? Kader rüzgarsa, insan dediğin de önüne kattığı kuru yaprak. Esti mi bir o yana savurur adamı, bir bu yana.
Savrula savrula buralara geldim, bunları yaptımsa suç benim mi? Varsın tarih istediğini yazsın. Osmanlı ne bilirse onu desin. Venedik, maskesiz dolaşamadığına bakmadan varsın beni ayıplasın. Hepsi celladın yağlı urganından, kılıcından, baltasından iyidir. Gerçeği yaşayan bilir. Ben yaşadım. Venedikli Cecilia Baffo'dan Nurbanu doğurdum. Bir cariyeden kraliçe yarattım. Bir sarhoştan  kral...



Yazar: Demet Altınyeleklioğlu
Sayfa Sayısı: 794
Yayınevi: Artemis Yayınları
Moskof Cariye Hürrem'den sonra serinin bir diğer kitabı olan Cariyenin Gelini Nurbanu'yu  da okumak istedim. Muhtemelen diğer kitapları da okurum. Tarihe oldukça meraklıyım ama bu kitabın çoğu kurgusal o yüzden kitap daha çok işin aslı neymiş diye merak ettiyor.

Yazarın anlatımı oldukça akıcı ve kitap insanı içine çeken daha sonra ne olacak diye meraklandıran bir kurguya sahip. Sürükleyici olduğundan kolay okunabiliyor ve onca sayfa bir çırpıda okunuyor.

Biraz da içeriğinden bahsedeyim. Kitap Cecilia'nın Nurbanu olmadan önceki hayatıyla başlıyor. Venedikli asil bir aileden olan Cecilia güzelliği ve zekasıyla ülkesinin, ailesinin ve de genç erkeklerin göz bebeği. Cecilia'nın dans, eğlence ve kahkaha dolu günleri Osmanlı leventlerinin sarayını basmasıyla artık sona erer ve onun için karanlık günler başlar. Bu kısımlarda bol bol Cecilia'nın yurdundan koparılıp bilmediği diyarlara savruluşunun üzüntüsü ve korkusu anlatılıyor. İçinde olduğu bu duruma rağmen Cecilia'nın güçlü ve gururlu karakter yapısı ön plana çıkıyor.
Kitabın hatrı sayılır sayfaları Cecilia ve Barbaros Hayreddin Paşa arasında geçiyor. Hayreddin Paşa öğütleriyle bir baba figüründe burada, daha o zamanlar Cecilia'nın içine telkinleriyle Nurbanu'nun tohumlarını ekmiştir.

Esir güzel kızımız Topkapı Sarayı'na geldiğinde ise onun için bambaşka bir hayat başlar. Dışlanmışlık ve yalnızlık ilk zamanlar burada tek arkadaşıdır. Bu duyguları zamanla aşıp gözünü en tepeye dikince Cecilia günden güne Nurbanu'ya dönüşür. 

Dönemin padişahı Kanuni'nin  kızı Mihrimah Sultanın ilgisi ve Hürrem Sultanın yol gösterip öğütler vermesiyle Nurbanu hiç de niyet edilmediği bir şehzadeye hazırlanır. Aslında daha çok Hürrem kendi elleriyle saltanatına çok dişli bir rakip hazırlar. Tahmin edersiniz ki bu kısımlar bol çekişmeli.

Ⅱ. Selim'den pek bahsedilmiyor kitapta sadece Nurbanu-Selim aşkı anlatıldığında Selim'e yer verilmiş. Selim'in şairane yönü eklenerek bu aşk çok güzel anlatılmış. Bu aşkın aşması gereken pek çok engelden biri de Selim ve Bayezid arasındaki amansız taht savaşı. Çünkü Selim'in kaybetmesi Nurbanu'nun da kaybetmesi demektir. Bu yüzden Nurbanu, Sokullu Mehmet Paşa'nın yardımıyla bu savaşta Selim'in en büyük destekçisidir. Hürrem Sultan ölünce şans onların yüzüne güler, Nurbanu da Selim'in galip gelmesi için elinden geleni yapar ve sonunda da istediğini alır. Tarihe cariyelikten valide sultanlığa erişen ilk kişi olarak geçer.


Cecilia Nurbanu olurken başından geçenleri anlatan okumaktan keyif aldığım tarihî bir romandı. Okumanızı tavsiye ederim.


"Kader kaçmanın yoluydu. Ne yapalım, kader böyleymiş deyip işin içinden çıkılıyordu." (Sayfa 172)

"Yolunu baştan çizeceksin. Seçimini baştan yapacaksın. Ya tutkularını yaklaştırmayacaksın yanına ya da bırakacaksın kalbin, beynin, ruhun, her zerren ihtiraslarının peşinde koşsun. Birinci yol huzur ve sükûnet yoludur. Yürür gidersin. Ardında iz kalmaz. Yaşadın mı yaşamadın mı sen bile anlamazsın. Bir hatırlayan, bir bilen çıkmaz. Lakin ikinciyi seçersen dönüşü yoktur. Yol dikenlidir, yokuştur. Tırmandıkça dikleşir. Her adımda bir tuzak, her köşede tehlike vardır. Bitti sanırsın, yeniden başlar. Başardım dersin, daha yolun yarısında bile olmadığını anlarsın." ( Sayfa 362)


"Özgür olmayı istemek suçsa, neden Tanrı bu insanlara bu çılgın duyguyu vermişti ki?" (Sayfa 599)


"Üzüntü ne zamanı ne dünya ahvalini değiştiriyor." (Sayfa 688)
       

Kendiyle Dost Olmak/Kitap Yorumu


Başkalarıyla ilişkimizde zaman zaman mola alabilir, araya mesafe koyabilir, hatta gerekirse karşımızdakinden tamamen vazgeçebiliriz. Oysa kendimizle ilişkimizde bunların hiçbiri mümkün değildir. Benliğimizle günün 24 saati, yılın 365 günü beraber yaşamak zorundayızdır, son nefesimize kadar. İyi de olsa kötü de olsa bize aittir. O halde bu zorunlu ilişkiyi dostluğa dönüştürmek, daha huzurlu, daha mutlu, daha doygun bir hayat sürmenin anahtarı olarak görülebilir. (Arka Kapak)

               
Yazar: Wilhelm Schmid
Çeviri: Tanıl Bora
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 79

Kendiyle Dost Olmak Wilhelm Schmid'le tanıştığım ilk kitap. Hep aklımın bir köşesindeydi bu kitabı okumak. Sonunda fırsatını buldum. İletişim yayınlarından çıkan kitabın çeviri Tanıl Bora tarfından çok iyi yapılmış dili oldukça akıcı.

Kendiyle Dost Olmak on bir bölümden oluşuyor.


Birinci Bölüm: Kendini sevmek mi kendiyle dost olmak mı?

İkinci Bölüm: Kendini algılamak ve kendini tanıyabilmek
Üçüncü Bölüm: Kendini dert etmek
Dördünü Bölüm: Benliğin duyusallığı
Beşinci Bölüm: Benliğin taşıdığı ruh
Altıncı Bölüm: Benliğin düşünceliliği
Yedinci Bölüm: Kendini tanımlamanın yedi başlığı
Sekizinci Bölüm: Dönüp gelen sorular: Güzel miyim?
Dokuzuncu Bölüm: Mutlu muyum?
Onuncu Bölüm: Doygun bir hayat sürüyor muyum?
Sonuç: Ben'den ne olur?

Bölümlerin başlığından da anlaşılacağı üzere kitabın genel hattı benliğimiz üzerine. Daha sonra benliğin iç dünyasına doğru daha kapsamlı bir yolculuğa çıkıyoruz.


Kitap beni en çok sorularıyla etkiledi. Çünkü soruların bazıları zaten kendimize sormakta olduğumuz, bazıları sormaya cesaret edemediğimiz (her soru bir sorumluluk getirdiği için) sorulardan oluşuyor. Eğer soruları hayatımıza alabilirsek 79 sayfacık kitap sayesinde kendimize bir ömre yetecek kadar cevaplar çıkarabiliriz. Bizi harekete geçirecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okumanızı öneririm.

"Mükemmelliği aramak, ümit kırıklığına vesileler bulmak demektir." (Sayfa 16)

"Gördüğüm o Ben gibi bir ben olmak istemiyordum pek. Oysa o Ben de benimle alakalıdır." (Sayfa 21)

"Her şeyde bir anlam olması gerektiğine olan ihtiyacımdan kendini kurtaran zihnim, anlamsız şeyler düşünüp belki de o sayede yeni anlamlar keşfedebilir." (Sayfa 49)

"Sebatla temrin yapmak, başarının formülüdür." (Sayfa 33)