Tarih benim için ne der, umrumda değil. Tarih, kalem kimin elindeyse onun hikayesini anlatır. Bugün kahraman ilan ettiğini yarın lanetler. Hain diye damgaladığına, yarın bir bakarsın alkış tutar. Osmanlı'nın benim hakkımda vereceği hüküm de umrumda değil. Venedik'in dediği de,diyeceği de. Ben bahtımın çizdiği yolda yürüdüm. Başka çarem vardı da yapmadım mı, başka yolum vardı da yürümedim mi? Kader rüzgarsa, insan dediğin de önüne kattığı kuru yaprak. Esti mi bir o yana savurur adamı, bir bu yana.
Savrula savrula buralara geldim, bunları yaptımsa suç benim mi? Varsın tarih istediğini yazsın. Osmanlı ne bilirse onu desin. Venedik, maskesiz dolaşamadığına bakmadan varsın beni ayıplasın. Hepsi celladın yağlı urganından, kılıcından, baltasından iyidir. Gerçeği yaşayan bilir. Ben yaşadım. Venedikli Cecilia Baffo'dan Nurbanu doğurdum. Bir cariyeden kraliçe yarattım. Bir sarhoştan kral...
Yazar: Demet Altınyeleklioğlu
Sayfa Sayısı: 794
Yayınevi: Artemis Yayınları
❃
Moskof Cariye Hürrem'den sonra serinin bir diğer kitabı olan Cariyenin Gelini Nurbanu'yu da okumak istedim. Muhtemelen diğer kitapları da okurum. Tarihe oldukça meraklıyım ama bu kitabın çoğu kurgusal o yüzden kitap daha çok işin aslı neymiş diye merak ettiyor.
Yazarın anlatımı oldukça akıcı ve kitap insanı içine çeken daha sonra ne olacak diye meraklandıran bir kurguya sahip. Sürükleyici olduğundan kolay okunabiliyor ve onca sayfa bir çırpıda okunuyor.
Biraz da içeriğinden bahsedeyim. Kitap Cecilia'nın Nurbanu olmadan önceki hayatıyla başlıyor. Venedikli asil bir aileden olan Cecilia güzelliği ve zekasıyla ülkesinin, ailesinin ve de genç erkeklerin göz bebeği. Cecilia'nın dans, eğlence ve kahkaha dolu günleri Osmanlı leventlerinin sarayını basmasıyla artık sona erer ve onun için karanlık günler başlar. Bu kısımlarda bol bol Cecilia'nın yurdundan koparılıp bilmediği diyarlara savruluşunun üzüntüsü ve korkusu anlatılıyor. İçinde olduğu bu duruma rağmen Cecilia'nın güçlü ve gururlu karakter yapısı ön plana çıkıyor.
Kitabın hatrı sayılır sayfaları Cecilia ve Barbaros Hayreddin Paşa arasında geçiyor. Hayreddin Paşa öğütleriyle bir baba figüründe burada, daha o zamanlar Cecilia'nın içine telkinleriyle Nurbanu'nun tohumlarını ekmiştir.
Esir güzel kızımız Topkapı Sarayı'na geldiğinde ise onun için bambaşka bir hayat başlar. Dışlanmışlık ve yalnızlık ilk zamanlar burada tek arkadaşıdır. Bu duyguları zamanla aşıp gözünü en tepeye dikince Cecilia günden güne Nurbanu'ya dönüşür.
Dönemin padişahı Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultanın ilgisi ve Hürrem Sultanın yol gösterip öğütler vermesiyle Nurbanu hiç de niyet edilmediği bir şehzadeye hazırlanır. Aslında daha çok Hürrem kendi elleriyle saltanatına çok dişli bir rakip hazırlar. Tahmin edersiniz ki bu kısımlar bol çekişmeli.
Ⅱ. Selim'den pek bahsedilmiyor kitapta sadece Nurbanu-Selim aşkı anlatıldığında Selim'e yer verilmiş. Selim'in şairane yönü eklenerek bu aşk çok güzel anlatılmış. Bu aşkın aşması gereken pek çok engelden biri de Selim ve Bayezid arasındaki amansız taht savaşı. Çünkü Selim'in kaybetmesi Nurbanu'nun da kaybetmesi demektir. Bu yüzden Nurbanu, Sokullu Mehmet Paşa'nın yardımıyla bu savaşta Selim'in en büyük destekçisidir. Hürrem Sultan ölünce şans onların yüzüne güler, Nurbanu da Selim'in galip gelmesi için elinden geleni yapar ve sonunda da istediğini alır. Tarihe cariyelikten valide sultanlığa erişen ilk kişi olarak geçer.
Cecilia Nurbanu olurken başından geçenleri anlatan okumaktan keyif aldığım tarihî bir romandı. Okumanızı tavsiye ederim.
"Kader kaçmanın yoluydu. Ne yapalım, kader böyleymiş deyip işin içinden çıkılıyordu." (Sayfa 172)
"Yolunu baştan çizeceksin. Seçimini baştan yapacaksın. Ya tutkularını yaklaştırmayacaksın yanına ya da bırakacaksın kalbin, beynin, ruhun, her zerren ihtiraslarının peşinde koşsun. Birinci yol huzur ve sükûnet yoludur. Yürür gidersin. Ardında iz kalmaz. Yaşadın mı yaşamadın mı sen bile anlamazsın. Bir hatırlayan, bir bilen çıkmaz. Lakin ikinciyi seçersen dönüşü yoktur. Yol dikenlidir, yokuştur. Tırmandıkça dikleşir. Her adımda bir tuzak, her köşede tehlike vardır. Bitti sanırsın, yeniden başlar. Başardım dersin, daha yolun yarısında bile olmadığını anlarsın." ( Sayfa 362)
"Özgür olmayı istemek suçsa, neden Tanrı bu insanlara bu çılgın duyguyu vermişti ki?" (Sayfa 599)
"Üzüntü ne zamanı ne dünya ahvalini değiştiriyor." (Sayfa 688)
Kitabın hatrı sayılır sayfaları Cecilia ve Barbaros Hayreddin Paşa arasında geçiyor. Hayreddin Paşa öğütleriyle bir baba figüründe burada, daha o zamanlar Cecilia'nın içine telkinleriyle Nurbanu'nun tohumlarını ekmiştir.
Esir güzel kızımız Topkapı Sarayı'na geldiğinde ise onun için bambaşka bir hayat başlar. Dışlanmışlık ve yalnızlık ilk zamanlar burada tek arkadaşıdır. Bu duyguları zamanla aşıp gözünü en tepeye dikince Cecilia günden güne Nurbanu'ya dönüşür.
Dönemin padişahı Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultanın ilgisi ve Hürrem Sultanın yol gösterip öğütler vermesiyle Nurbanu hiç de niyet edilmediği bir şehzadeye hazırlanır. Aslında daha çok Hürrem kendi elleriyle saltanatına çok dişli bir rakip hazırlar. Tahmin edersiniz ki bu kısımlar bol çekişmeli.
Ⅱ. Selim'den pek bahsedilmiyor kitapta sadece Nurbanu-Selim aşkı anlatıldığında Selim'e yer verilmiş. Selim'in şairane yönü eklenerek bu aşk çok güzel anlatılmış. Bu aşkın aşması gereken pek çok engelden biri de Selim ve Bayezid arasındaki amansız taht savaşı. Çünkü Selim'in kaybetmesi Nurbanu'nun da kaybetmesi demektir. Bu yüzden Nurbanu, Sokullu Mehmet Paşa'nın yardımıyla bu savaşta Selim'in en büyük destekçisidir. Hürrem Sultan ölünce şans onların yüzüne güler, Nurbanu da Selim'in galip gelmesi için elinden geleni yapar ve sonunda da istediğini alır. Tarihe cariyelikten valide sultanlığa erişen ilk kişi olarak geçer.
Cecilia Nurbanu olurken başından geçenleri anlatan okumaktan keyif aldığım tarihî bir romandı. Okumanızı tavsiye ederim.
"Kader kaçmanın yoluydu. Ne yapalım, kader böyleymiş deyip işin içinden çıkılıyordu." (Sayfa 172)
"Yolunu baştan çizeceksin. Seçimini baştan yapacaksın. Ya tutkularını yaklaştırmayacaksın yanına ya da bırakacaksın kalbin, beynin, ruhun, her zerren ihtiraslarının peşinde koşsun. Birinci yol huzur ve sükûnet yoludur. Yürür gidersin. Ardında iz kalmaz. Yaşadın mı yaşamadın mı sen bile anlamazsın. Bir hatırlayan, bir bilen çıkmaz. Lakin ikinciyi seçersen dönüşü yoktur. Yol dikenlidir, yokuştur. Tırmandıkça dikleşir. Her adımda bir tuzak, her köşede tehlike vardır. Bitti sanırsın, yeniden başlar. Başardım dersin, daha yolun yarısında bile olmadığını anlarsın." ( Sayfa 362)
"Özgür olmayı istemek suçsa, neden Tanrı bu insanlara bu çılgın duyguyu vermişti ki?" (Sayfa 599)
"Üzüntü ne zamanı ne dünya ahvalini değiştiriyor." (Sayfa 688)

0 Comments:
Yorum Gönder