Moskof Cariye Hürrem/Kitap Yorumu

 

"Esir pazarlarından Osmanlı haremine uzanan kader yolunda yaşanan dehşet verici günler. Hareme girince kurtulduğunu düşünen bir genç kızın içine sürüklendiği tarifsiz yalnızlık. Amansız bir çile. Aşağılanıp horlanmaktan bıkan güzel cariyenin büyük yemini. Ölümcül kıskançlık ve rekabet."

           Yazar: Demet Altınyeleklioğlu
         Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 748 
❃      
                
Moskof Cariye Hürrem kitabının yazarı Demet Altınyeleklioğlu Osmanlı sultanlarını konu eden romanlarına Hürrem Sultandan başlamış.
Hürrem Sultan tarihte yer edinmiş bir karakter. Zekası ve aldığı eğitimle kendini en tepeye taşımış. Seveni de fazla sevmeyeni de. Eh böyle olunca da hakkında doğru-yanlış bir yığın bilgi kitaplarda, internette ve insanlar arasında dolaşıyor. Tarihi romanlara konu olmak açısından eşsiz bir kişi Hürrem Sultan. Nereden geldiği, kim olduğu, ne yaptığı, ne yapmadığı bilinmediği için bu belirsizlikler yazarların hayal gücüne ve kalemine göre şekillenebiliyor. Okuduğum bu romanda bunlar fazlasıyla mevcut.

Kitapta Hürrem bir çok kadını içinde taşıyan bir karakter olarak yazılmış, bu çeşitliliği okumak kitaba olan ilgimi arttıran bir unsurdu. Kitapta Hürrem'in baş belası olan iki şey vardı: Bulunduğu yere ait olamamak ve Şehzade Mustafa. Bu iki konuda Hürrem'e bir yandan üzülüp bir yandan kızarken bulabilirsiniz kendinizi.

 Hürrem Sultanın çocukluğundan başlayarak -burası sayfalarca anlatılmış bir an geri kalanını sayfalara nasıl sığdırdı yazarımız diye düşündüm- Kırım sarayına oradan da Osmanlı sarayına getirişiyle başlıyor.
Sarayda yer edinme çabaları, Mahidevran'la olan olan çekişmeleri, İbrahim paşa ile sessiz savaşları ve tabi ki Hürrem ve Kanuni aşkı yer alıyor kitapta. Sultan Süleyman ve Hürrem aşkı fazlasıyla ilmek ilmek işlenmiş bu kısımları fazla abartılı buldum kitapta yer almasaydı da bir eksiklik olmazdı. Hürrem Sultanın yasak aşkı okumaktan hoşlanmadığım bir bölümdü ama kurgusal bir roman olduğu için belki kabl edilebilir.
Kitabı okurken kurgu olduğunu unutmamamız gerekiyor, tarih öğrenmek amacıyla okunmayacak bir kitap. eğer okunması zor olan kitaplara ara verdiğiniz bir dönemse rahatlıkla bu kitabı önerebilirim. Şimdiden keyifli okumalar.


"Geçmişi unutmak gerekir ki; geleceğinle yaşayasın. Geçmişinle değil, geleceğinle anılasın."

"İnsanlar bugün vardı, yarın yoktu. Hemen unutuluveriyorlardı. Sanki hiç burada dolaşmamışlar, şu kapıları açmamışlar gibi."

Narziss ve Goldmund/Kitap Yorumu



Bu kitapta, çocukluktan beri içimde taşıdığım Almanya'yı ve Almanlık ruhunu bir kez olsun dile getirmek ve onlara duyduğum sevgiyi itiraf etmek istedim -bugün, 'Alman' olan her şeyden nefret ediyorum çünkü.  Hermann Hesse


Yazar: Hermann Hesse
Çeviri: Kâmuran Şipal
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Hesse'yi bu kez Narziss ve Goldmund kitabıyla keşfediyorum. Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Keşfediyorum diyorum çünkü, okuduğum üç kitapta da bazı benzer noktalar gözüme çarpıyor. Sanırım bunlar Hesse'nin kitaplarına kendinden parçalar kattığı kısımlar. Anladığım kadarıyla Hermann Hesse tam bir doğa aşığı ve yaşamak istediği yer de orası. Aradığı bütün cevapları doğa bulma ümidini okurken birçok kez hissettim. İlk başlarda birbirine benzeyen konuları farklı kitaplardan okuyormuş hissiyatı verse de bu durum üçüncü kitapta yok oldu. Şu an yazarı daha iyi anlayıp daha iyi özümsedim.  Yazarken aktarmak istediklerine daha yakın hissettim kendimi ve Hermann Hesse gözümde büyüdükçe büyüdü, bir kez daha kendisine, kalemine, ruhuna saygı duydum. Mutlaka siz de Hermann Hesse ile tanışmalısınız.

Narziss ve Goldmund romanına gelecek olursam. Yazarımız romanda günlük hayattan örneklerle felsefi ve ahlaki görüşünü anlatmayı ve anlaşılabilmeyi başarmış. Açık ve yalın anlatımıyla kafa karıştırmadan okuyucusuna vermek istediğini aktarıyor, az kelime kullanıp çok şey anlatıyor. Aslında övgüyle bahsettiğim bu güzel anlatım çevirmenin işinde ne kadar iyi olduğunu gösteriyor. Kitabı Kâmuran Şipal çevirisiyle okudum. Cümleler, anlatılmak istenenler en açık haliyle tercüme edilmiş.


Kitabın konusunda da biraz bahsedeyim. Annesiz büyüyen Goldmund, babası tarafından bir ilim insanı olduğuna ve hayatını bu yönde şekillendirip yaşaması gerektiğine inandırılmıştır. Bu sebeple Goldmund kendini Mariabronn manastırında bulur. Onu özüne kavuşturacak olan Narziss ise rahip adaylığına yeni yükselmiş bir öğrencidir. Kendisini akıl ve düşünce insanı olarak görür.

Goldmund yüzünde taşıdığı aydınlık, sevimlilik ve herkesten farklı olduğunu gösteren nişane ile etrafındakilerin ilgisini çeker ama o sadece Narziss'in ilgisinin peşindedir.Derslerde gösterdiği başarılar, Naeziss'le ilim, bilim, din ve felsefe hakkında girdiği hararetli tartışmalar her Narziss'in onun varlığını, aklını fark etmesi içindir.

Narziss bu sevimli dostunun özünde ne olduğunu anlamıştır. Ona göre yanlış yerde olan Goldmund'u kendisini keşfetmesi için onunla türlü konuşmalar yapar. Goldmund canı yana yana sonunda buraya ait olmadığını, ilim insanı olmadığını anlar. Goldmund sanat için doğmuştur. Narziss akıl, Goldmund ruhtur. Bu kısımlarda akılcı kişilik ve sanatçı kişilik farklılıkları, her ikisinin de birbirileri için gerekli olduğu Hermann Hesse'nin hayran bırakan kalemi ve düşünceleriyle bol bol ifade ediliyor.


Goldmund kendini bulmak için manastıra veda eder ve kendisini doğanın kollarına, göçebe yaşama bırakır. Onun için aklından geçirmesi dahi günah olan tüm eylemleri gerçekleştirir. Bu yüzden  Goldmund ikilemde kalmanın acısını bir süre içinde taşır. Yeni aşkları, yeni arkadaşlıkları, yeni yerleri yeterince tanıdığını düşünen Goldmund artık yerleşik hayata geçmeye karar verir.


Yarattığı eserlerde ona ilham kaynağı olacak bir diğer kişi heykeller yapan Niklaus Usta ile tanışır. Onun yanında içindeki sanatçı da ortaya çıkar ve heykeller yapmaya başlar. Büyük başarılara ve övgülere rağmen Niklaus Usta gibi maharetli ama yerinde sayan bir adam olmamak için tekrar göçebe yaşamına döner. Goldmund göçebeliğe tekrar döndüğünde veba her yerdedir. Veba hakkındaki kısımlar, Goldmund'un bu illetle ilgili düşünceleri beni sürekli kitaptan ayırıp günümüze getirdi. Şu an tüm dünya bir virüsle baş etmeye çalışıyor. Dört bir yandan insanlar ölüyor ve henüz bilinen bir tedavisi de yok. Ben belki de kendimi teselli etmek için şöyle düşündüm: Dünyada her zaman kötü olaylar yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak ve bu günleri de atlatacağız. En azından buna inanmak istiyorum.


Nerede kalmıştım. Goldmund'un soğukkanlılıkla ölümü bekleyişi yerini yaşama arzusuna bırakırken hissettiği duygular ona acımama neden oldu. Çünkü Goldmund pişmandı. Bulunduğu yerde olmaktan, herkesten uzak kalışından, yaptığı hatalardan, zorlu geçen yıllarından.

Tadamadığı güzel hislerin yokluğu altında ezilmiş ve çareyi eski yaşantısına dönmekte aramıştır ama burada da bulamamıştır. Bir şekilde yolu tekrar Narziss ile buluşur.

Goldmund uzunca bir süre manastırda kalıp yollarda öğrendiklerini, tanıdıklarını, aşklarını ve hep içinde yaşattığı annesini ilham alarak manastır için eserler yaratır. O hep istediği Narziss'in övgülerine sonunda kavuşur. Son kez doğaya kaçıp manastıra geldiğinde ise Goldmund kendisi için öğrenecek şeyler ve tanıyacak insanlar kalmadığını anlar. Bu sefer onun deneyimleri Narziss'e yol gösterecektir. Narziss de bulunduğu yeri dostu sayesinde sorgulayacak ve gözleri kendi içine bakacaktır.


Çok etkilendiğim bir romandı. Birbirinden tamamen farklı iki karakterin ortak bir noktada buluşup birbirlerine olan katkılarını okumak benim için her ikisinden de yararlanıp yeni anlamlar keşfetmekti.


Şimdiden iyi okumalar.



"Tanrı buyrukları tanrının ancak küçük bir parçasıdır. İnsan buyruklardan hiç ayrılmaz, ama yine de tanrıdan fersah fersah uzakta bulunabilir." (Sayfa 38)

"Güneşle ay, denizle kara gibi, biz de birbirimize yaklaşmakla görevlendirilmiş değiliz. Bizler sevgili dostum, güneş ve ay gibiyiz deniz ve kara gibi. Amacımız iç içe geçmek, birbirimize dönüşmek değil, birbirimizi tanımak, birbirimizi gerçekte nasılsak öyle görüp buna saygı duymak, yani birbirimizin ötekinin karşıt ve bütünleyici parçası olduğunu bilmektir." (Sayfa 48)

"Ah, ne olurdu bütün bu yaşam bir kuru "ya-ya" ile parçalanmayıp, ancak her ikisinin ele geçirilmesiyle bir anlam taşısaydı! Karşılığını yaşamdan el çekerek ödemeden yaratmak! Yaratıcılığın soyluluğundan el çekmek zorunda kalmadan yaşamak! Olamaz mıydı sanki?"  (Sayfa 253)

Knulp/Kitap Yorumu






Yazar: Hermann Hesse
Çeviri: Kâmuran Şipal
Sayfa Sayısı: 104
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Hermann Hesse okumaya devam ediyorum. Nobel ödüllü Alman edebiyatının güçlü kalem favori yazarlarımdan oldu. Knulp Hesse'nin okuduğum ikinci kitabı. Bu öyküyü okumasaydım bir eksiklik hissederdim gibi geliyor.

Knulp'u kitap yorumu yapmak için tanıtmam onun karakterinden bahsetmem gerekiyor ama nasıl yapacağımı bilemiyorum. Çünkü Knulp içinde hem her yaştan insanı hem de birçok karakteri barındırıyor. Bilge, aşık, alıngan, gamsız, pişman, kararsız, meraklı, sakin, heyecanlı... Her şey zıttıyla beraber dostumuz Knulp'ta mevcut.

Hikayesine gelecek olursam, Knulp güzel bir eğitim hayatı varken bir sebepten okulunu bırakıp kendini doğaya, günün getirdiklerine vermiş biri. Yollarda olduğu süre boyunca okulda öğreneceğinden çok şey öğrenmiştir belki kim bilir. Ama kesin olan şey meslek sahibi olmuş, hayatını rahatlık içinde yaşayan bir zamanlar sınıf arkadaşı olduğu insanlardan daha çok eğlenmiştir bu dünyada. Bu arkadaşlarıyla ve kendisine yöneltilen yaşam biçimine dair eleştirilerle karşılaşan dostumuz kendini, okuldan ayrılmakla ilgili verdiği kararı sorgulamaya başlar. Dostumuz diyorum çünkü Knulp bir çoğumuzun da ara ara kendine sorduğu soruların cevaplarını ömrünün son günlerine kadar bulmaya çalışıyor.

O cevapları ararken biz de okuyucu olarak Knulp sayesinde çok değerli düşüncelerin varlığından haberdar oluyoruz. Bu kitabı okumanın iki güzelliği var bence. Biri Knulp'un pişmanlığını görüp kendimizi amaçlarımız için sıkı çalışmak zorunda hissetmek, diğeri de şu anki hayatımızdan Knulp'un bulduğu cevaplarla memnun olmak. Knulp bize her şey olacağına varır ne demek bunu hissettiriyor.

Bu ömrü yollarda geçmiş, yollarda sonlanmış kahramanı tanımanızı isterim. Keyifli okumalar.

" 'Bak' dedi Tanrı, 'Senden olduğundan değişik bir insan gibi yararlanamazdım. benim adıma göçebe bir yaşam sürdün, yerleşik insanlara biraz özgürlük özlemi taşıyıp götürme misyonu üstlendin. Benim adıma sersemce işlere kalkıştın, başkalarının seninle alay etmelerine ses çıkarmadın; senin şahsında benimle alay edip bana sevgi gösterdiler. Nihayet sen benim çocuğumsun, benim kardeşimsin, benden bir parçasın; hiçbir zevk, hiçbir acı yoktur ki, senin şahsında ben de yaşamış olmayayım.' "

"İnsanların bu budalalıklarına seyirci kalabilirdi, onlara gülüp geçebilirdi ya da acıyabilirdi, ama onları izledikleri yoldan döndürmeyi doğru saymıyordu."

"İşime geldiği gibi yaşadım hep, elimin altında bol bol özgürlük vardı, ama ben hep yalnız kaldım."

"Acıydı bu yalnızlık ve sadece ilk günlerle sınırlı kalmadı, arada kuşkusuz biraz hafifler gibi olduysa da, o günden sonra bir türlü sona ermedi."





Deniz Kabukları/Kitap Yorumu

                         
"İnsanoğlu bilmiyor, bilmediğini bilmiyor."


Yazar: Üstün Dökmen
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Sayfa Sayısı: 164

İçi gerçekçi olamayan, sönük balon misali öz güven inşa etmeye çalışan kişisel gelişim kitaplarından uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü bence o kitaplardaki kişiyi karşılayamayınca  gelişelim derken geriliyoruz. (Her anlamda geriliyoruz.) İşte bu noktada nitelikli kitapları bulup okumak çok önemli, neyse ki böyle böyle kitaplardan çok da yoksun değiliz.

Üstün Dökmen Küçük Şeyler serisi adı altında dört kitap sunuyor bize. İlki Deniz Kabukları, ben de bu kitaptan başladım. Yazarını görünce okumak için hiç tereddüt etmedim. Akıcı bir dille yazılmış olması ve içindeki altın değerindeki bilgiler sayesinde hiç bitirmek istemedim. Kitap içinde başlıklara ayrılıyor; her başlık hayatın içinden toplumsal ve bireysel tespitler kulak çeken öğütler, hikayeler, yazarın hayatından kesitler içeriyor. Kulak çeken öğütler dedim çünkü, Deniz Kabukları biraz da bizi kendimizle yüzleştiren bir kitap. Dünyanın bir numarasısın deyip ve  bizi kandırmıyor. 
Kitabın bir de bizden bir isteği var: Hayattaki küçük şeyleri fark etmemizi istiyor ve bunu hayata uygulamamızı.

Ben okurken çok keyif aldım, kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri.

"Bu âlemde neyin büyük, neyin küçük olduğu göreceli bir şeydir. Belki de asıl büyük olan şey, görünenler değil, küçük şeyleri görebilme, fark edebilme becerisidir." (Sayfa 29)

"Enstantane küçük bir andır; ama o anı yakaladığınızda, o an ömür boyu karşınızdadır." (Sayfa 32)

"Polyannacılık, kayba uğradığımızda, elimizde kalanları fark etme ve sevinme becerisidir." (Sayfa 37)

Demian/Kitap Yorumu

DEMIAN Emil Sinclair'in Gençliğinin Öyküsü

"Gençlik ve öğrencilik üzerine bir roman olan Demian, Nobel ödüllü Hermann Hesse'nin o dönemdeki korkularını ve sorunları da yansıtan bir eserdir."        (Arka Kapak)

Yazar: Hermann Hesse
Çeviri: Kâmuran Şipal
Sayfa Sayısı: 199
Yayınevi: Can Yayınları
                                                                
Yazarın üslubu, betimlemeleri, karakter çözümlemeleri ve iç dünyalarını kelimelerle ifadesi çok başarılı. Bunun sebebi biraz da Hesse'nin esere kendinden hisler katması.
Tabi çeviriyi Kâmuran Şipal yapınca kesintisiz bir roman okuma keyfi ve Hermann Hesse okuma aydınlığı yaşadım. Çünkü kitap sadece bir gencin büyüme sancılarını veya kendini gerçekleştirmesini anlatmıyor. Eminim bizim yolumuza da ışık tutacaktır. Okumanızı öneririm.

Gelelim romanın içeriğine Emil Sinclair dindar, katı kuralları olan ama aynı zamanda huzurun ve güvenliğin bulunduğu bir ailenin çocuğudur. Ergenlik çağının başlamasıyla buhranlar da başlar ve ona dayatılan dünyadan başka bir dünya keşfeder ki bu dünya onun için ürkünç ve yasak düşünceler barındıran bir dünyadır. Yeni dünyayı araştırıp öğrenmeyi kendisine yazgı olarak belirler.

Max Demian bu dönemde Sinclair'in karşısına çıkar. Demian okulda herkesten farklı, dikkat çekmeyi sevmeyen biridir. Sinclair ve Max'i birleştiren noktalardan biri de budur. Demian, Snclair'ın ruhunun acılarını hem hafifletir hem de onun aklına yeni pencereler açtığı için ruhunu çıkmaz sokaklara sokar. İşte Sinclair'in yazgı dediği şey de tam da bu çıkmaz sokaktan çıkmayı öğrenmektir. Hayatını, aşkını, arzularını kısacası kendini rafa kaldırıp sadece yazgısının peşine düşer. Bu yolculukta yoluna bazı insanlar çıkar ve her biri onun hayatına etki eder.

Emil tanıdığı, konuştuğu her insanda farkında olmadan yol göstericim dediği Demian'dan bir parça bulur kendisi de Demian'dan parçalar taşıyana kadar. Onun için herkes Demian'a, Demian'ın düşüncelerine kavuşturan bir merdivendir.

Emil Sinclair yolun sonunda aradığından fazlasını bulur.

                                         

"Hepimiz aynı derinliklerden çıkıp geliriz, ama bir taslak, derinliklerden çıkıp gelen bir yaratık olarak her birimiz kendi öz amacımıza varmak için uğraşıp didiniriz. Birbirimizi anlayabiliriz, ama kendimizi ancak kendimiz açıklayıp yorumlayabiliriz. (Sayfa 15)


"Tanrı'nın bizi yalnız bıraktığı ve içlerinden birini izleyerek kendi kendimizi bulmamamıza olanak sağladığı pek çok yol vardır." (Sayfa 97)


"Bir kimse bir şeye mutlaka gereksinim duyuyor ve o şeyi ele geçiriyorsa, bunu ona sağlayan rastlantı değildir; kendisi, kendi içindeki istek ve zorunluluk onu çekip ilgili nesneye götürmüştür."  (Sayfa 121)


"Her tarafta  insanlar 'özgürlük' ve 'mutluluk' denen şeyi gerilerde bıraktıkları bir yerde arıyor, bunu da sorumluluklarının kendilerine hatırlatacağı ve özellikle kendileri için belirlenip izlemeleri gereken yola dikkatlerinin çekileceği korkusuyla yapıyorlardı." (Sayfa 167)

Bir Ömür Nasıl Yaşanır?/ Kitap Yorumu



"Cesur olun. Kendinizi rahat hissetiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır."   İlber Ortaylı
Söyleşi: Yenal Bilgici -  İlber Ortaylı
Sayfa Sayısı: 285
Yayınevi: Kronik
                                                       
 Bu sene yaş günüm için kendime bu kitabı hediye ettim. Sanırım  hayatın 5N1K cevaplarının eksikliğini hissettiğim için. Tabi ki koskoca hayatın cevapları bir kitapla bulunmaz ama bu anlamda çoğu insana yardımcı olabilecek bir kitap.

Eser Yenal Bilgici'nin İlber Ortaylı ile yaptığı söyleşiden oluşuyor. Söyleşinin soruları çok iyi hazırlanmış ve çoğu da merak ettiklerimiz sorulardandı. Cevaplar İlber Ortaylı'nın kişiliğini, bakış açısını, öğütlerini ve daha nicelerini içeriyor.


Söyleşi konulara ayrılarak ilerliyor. İlber Ortaylı'nın hayatı, eğitim-öğrenim, gezi, müzik, film, edebiyat gibi pek çok konu hakkında konuşulmuş.


İlber Ortaylı'nın hayatına girmiş önemli şahsiyetleri de burada tanıma fırsatımız oluyor. Eğer güzel okursak bu kitap merak ettirdikleriyle bize en az beş kitap daha okutur en sevdiğim yanı bu oldu. İnsanı kendini geliştirmeye iten bir kitap, özellikle gençler için yazılmış. Dikkatle okumanızı tavsiye ederim.


                                               

"İnsan ancak önündeki modele bakarak kendini belirleyebilir. O model, başka dünyalar kurabilen biriyse sen de o dünyaya adım atabilirsin."            


"Bir toplum ancak filoloji bilgisine sahipse bütün zamanları kontrol ediyordur, musiki ve matematikten anlıyorsa bütün insanlıkla irtibat kurabiliyordur. Bunu biz de en iyi Atatürk anlamıştır."       



"Bir şehrin nasıl bir yer olduğunu öğrenmek için, küçük insanın nelerle mutlu olduğuna bakın. Onlar şehirlerinden istifade edebiliyorlarsa orası en iyi şehirdir. Burjuvazi yolunu her yerde bulur ama küçük insan bulamaz." 

Kitap Yorumu/İrade Terbiyesi


Kaderimi tayin eden bir başka kitap da İbrahim Ethem'in (tercüme ettiği)  "Terbiye-i İrade" başlıklı eseridir. Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim.    Cemil Meriç, Bu Ülke


Yazar: Jules Payot
Çeviri: Hakan Alp
Sayfa Sayısı: 200
Yayınevi: Ediz Yayınevi
                                                             
Yaşamımız boyunca türlü durumlar içinde oluruz. Bu durumlardan biri de hayattaki amacını bilememek ya da amacından vazgeçmektir. Daha sonrasında boş vermişlikle gelen  hem zihinsel hem de fiziksel yorgunluk. İnsanların kendilerine vakit ayıramaması biraz da kendilerine yabancılaşmasına ve kendilerini yok sayarak sadece dünyanın verdiği görevleri yerine getirmesine neden oluyor. Bu da yaşamdan aldığımız keyfi en aza indiriyor. Çoğumuz yapmak istediklerimizi yapabilmek gibi lükslerimiz olmadığını savunuyoruz ama bu kitap bu inancı kırıyor.

Kitap amacımıza giden yolda -bu ünlü bir iş insanı olmayı istemek de olabilir, kitap okumayı düzenli hale getirmek de- önümüze çıkıp bizi hedefimizden alıkoyan tüm unsurlara değiniyor. Onları tanımlayıp irademizi kullanarak nasıl baş edeceğimizi bölüm bölüm anlatıyor. Bölümlerin içerisinde çevremizin, arkadaşlıklarımızın, gereksiz uğraşlarımızın, sağlıksız beslenmenin, planlı olmamanın hayatımıza nasıl yön verdiğinden en ince ayrıntısıyla bahsediliyor ve her birinin yarattığı olumsuz etkileri telafi etmek için çözüm yolları da sunuluyor.

Hayatını nerede duraklatmış olursa olsun devam etmek isteyen herkese öneririm. 

                                                               

"Hayatta mutlak başarı her zaman söz konusu değilse de verilen mücadelenin sonunda kalbin rahatlaması başarı adına kâfidir."  (Sayfa 53)


"Bir fikrin veya duygunun içimizde canlanması ve yerleşmesi için samimi olması, devamlı olması ve tekrar etmesi gerekir. Bu fikir veya duygu yavaş yavaş ama sebatkâr bir şekilde etkisni artırır, âdeta etrafını çevreleyen kaynakları oluşturup kendisini empoze eder ve bir değer yargısı halini alır."  (Sayfa 26)


"Tüm isteksizliğine rağmen kalkıp bilmediği bir kelimenin anlamını sözlükten bakan, tembellik yapma arzusuna rağmen işini tamamlayan, can sıkıcı olsa da o sayfayı okuyup bitiren öğrencidir cesur olan."  (Sayfa 118)


"Sarf edilen düzenli ama sürekli çaba sonuçta ulaştığı eserin büyüklüğü yanında çok mütevazi kalır."  (Sayfa 122)