Narziss ve Goldmund/Kitap Yorumu



Bu kitapta, çocukluktan beri içimde taşıdığım Almanya'yı ve Almanlık ruhunu bir kez olsun dile getirmek ve onlara duyduğum sevgiyi itiraf etmek istedim -bugün, 'Alman' olan her şeyden nefret ediyorum çünkü.  Hermann Hesse


Yazar: Hermann Hesse
Çeviri: Kâmuran Şipal
Sayfa Sayısı: 318
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Hesse'yi bu kez Narziss ve Goldmund kitabıyla keşfediyorum. Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Keşfediyorum diyorum çünkü, okuduğum üç kitapta da bazı benzer noktalar gözüme çarpıyor. Sanırım bunlar Hesse'nin kitaplarına kendinden parçalar kattığı kısımlar. Anladığım kadarıyla Hermann Hesse tam bir doğa aşığı ve yaşamak istediği yer de orası. Aradığı bütün cevapları doğa bulma ümidini okurken birçok kez hissettim. İlk başlarda birbirine benzeyen konuları farklı kitaplardan okuyormuş hissiyatı verse de bu durum üçüncü kitapta yok oldu. Şu an yazarı daha iyi anlayıp daha iyi özümsedim.  Yazarken aktarmak istediklerine daha yakın hissettim kendimi ve Hermann Hesse gözümde büyüdükçe büyüdü, bir kez daha kendisine, kalemine, ruhuna saygı duydum. Mutlaka siz de Hermann Hesse ile tanışmalısınız.

Narziss ve Goldmund romanına gelecek olursam. Yazarımız romanda günlük hayattan örneklerle felsefi ve ahlaki görüşünü anlatmayı ve anlaşılabilmeyi başarmış. Açık ve yalın anlatımıyla kafa karıştırmadan okuyucusuna vermek istediğini aktarıyor, az kelime kullanıp çok şey anlatıyor. Aslında övgüyle bahsettiğim bu güzel anlatım çevirmenin işinde ne kadar iyi olduğunu gösteriyor. Kitabı Kâmuran Şipal çevirisiyle okudum. Cümleler, anlatılmak istenenler en açık haliyle tercüme edilmiş.


Kitabın konusunda da biraz bahsedeyim. Annesiz büyüyen Goldmund, babası tarafından bir ilim insanı olduğuna ve hayatını bu yönde şekillendirip yaşaması gerektiğine inandırılmıştır. Bu sebeple Goldmund kendini Mariabronn manastırında bulur. Onu özüne kavuşturacak olan Narziss ise rahip adaylığına yeni yükselmiş bir öğrencidir. Kendisini akıl ve düşünce insanı olarak görür.

Goldmund yüzünde taşıdığı aydınlık, sevimlilik ve herkesten farklı olduğunu gösteren nişane ile etrafındakilerin ilgisini çeker ama o sadece Narziss'in ilgisinin peşindedir.Derslerde gösterdiği başarılar, Naeziss'le ilim, bilim, din ve felsefe hakkında girdiği hararetli tartışmalar her Narziss'in onun varlığını, aklını fark etmesi içindir.

Narziss bu sevimli dostunun özünde ne olduğunu anlamıştır. Ona göre yanlış yerde olan Goldmund'u kendisini keşfetmesi için onunla türlü konuşmalar yapar. Goldmund canı yana yana sonunda buraya ait olmadığını, ilim insanı olmadığını anlar. Goldmund sanat için doğmuştur. Narziss akıl, Goldmund ruhtur. Bu kısımlarda akılcı kişilik ve sanatçı kişilik farklılıkları, her ikisinin de birbirileri için gerekli olduğu Hermann Hesse'nin hayran bırakan kalemi ve düşünceleriyle bol bol ifade ediliyor.


Goldmund kendini bulmak için manastıra veda eder ve kendisini doğanın kollarına, göçebe yaşama bırakır. Onun için aklından geçirmesi dahi günah olan tüm eylemleri gerçekleştirir. Bu yüzden  Goldmund ikilemde kalmanın acısını bir süre içinde taşır. Yeni aşkları, yeni arkadaşlıkları, yeni yerleri yeterince tanıdığını düşünen Goldmund artık yerleşik hayata geçmeye karar verir.


Yarattığı eserlerde ona ilham kaynağı olacak bir diğer kişi heykeller yapan Niklaus Usta ile tanışır. Onun yanında içindeki sanatçı da ortaya çıkar ve heykeller yapmaya başlar. Büyük başarılara ve övgülere rağmen Niklaus Usta gibi maharetli ama yerinde sayan bir adam olmamak için tekrar göçebe yaşamına döner. Goldmund göçebeliğe tekrar döndüğünde veba her yerdedir. Veba hakkındaki kısımlar, Goldmund'un bu illetle ilgili düşünceleri beni sürekli kitaptan ayırıp günümüze getirdi. Şu an tüm dünya bir virüsle baş etmeye çalışıyor. Dört bir yandan insanlar ölüyor ve henüz bilinen bir tedavisi de yok. Ben belki de kendimi teselli etmek için şöyle düşündüm: Dünyada her zaman kötü olaylar yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak ve bu günleri de atlatacağız. En azından buna inanmak istiyorum.


Nerede kalmıştım. Goldmund'un soğukkanlılıkla ölümü bekleyişi yerini yaşama arzusuna bırakırken hissettiği duygular ona acımama neden oldu. Çünkü Goldmund pişmandı. Bulunduğu yerde olmaktan, herkesten uzak kalışından, yaptığı hatalardan, zorlu geçen yıllarından.

Tadamadığı güzel hislerin yokluğu altında ezilmiş ve çareyi eski yaşantısına dönmekte aramıştır ama burada da bulamamıştır. Bir şekilde yolu tekrar Narziss ile buluşur.

Goldmund uzunca bir süre manastırda kalıp yollarda öğrendiklerini, tanıdıklarını, aşklarını ve hep içinde yaşattığı annesini ilham alarak manastır için eserler yaratır. O hep istediği Narziss'in övgülerine sonunda kavuşur. Son kez doğaya kaçıp manastıra geldiğinde ise Goldmund kendisi için öğrenecek şeyler ve tanıyacak insanlar kalmadığını anlar. Bu sefer onun deneyimleri Narziss'e yol gösterecektir. Narziss de bulunduğu yeri dostu sayesinde sorgulayacak ve gözleri kendi içine bakacaktır.


Çok etkilendiğim bir romandı. Birbirinden tamamen farklı iki karakterin ortak bir noktada buluşup birbirlerine olan katkılarını okumak benim için her ikisinden de yararlanıp yeni anlamlar keşfetmekti.


Şimdiden iyi okumalar.



"Tanrı buyrukları tanrının ancak küçük bir parçasıdır. İnsan buyruklardan hiç ayrılmaz, ama yine de tanrıdan fersah fersah uzakta bulunabilir." (Sayfa 38)

"Güneşle ay, denizle kara gibi, biz de birbirimize yaklaşmakla görevlendirilmiş değiliz. Bizler sevgili dostum, güneş ve ay gibiyiz deniz ve kara gibi. Amacımız iç içe geçmek, birbirimize dönüşmek değil, birbirimizi tanımak, birbirimizi gerçekte nasılsak öyle görüp buna saygı duymak, yani birbirimizin ötekinin karşıt ve bütünleyici parçası olduğunu bilmektir." (Sayfa 48)

"Ah, ne olurdu bütün bu yaşam bir kuru "ya-ya" ile parçalanmayıp, ancak her ikisinin ele geçirilmesiyle bir anlam taşısaydı! Karşılığını yaşamdan el çekerek ödemeden yaratmak! Yaratıcılığın soyluluğundan el çekmek zorunda kalmadan yaşamak! Olamaz mıydı sanki?"  (Sayfa 253)

0 Comments:

Yorum Gönder